
Gebelik Öncesi Bilinmesi Gerekenler
Gebelik Öncesi Bilinmesi Gerekenler
Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini etkileyen en önemli faktörlerden biri de anne ve bebek ölüm oranları kabul edilmektedir. Gelişmiş ülkelere nazaran, az gelişmiş ülkelerde anne ölüm oranlarının yüksek olmasının başlıca sebepleri şunlardır:
- Sağlık hizmetlerinin kaynağına ulaşım zorluğu
- Kaliteli sağlık hizmeti sunabilecek nitelikli sağlık personeli eksikliği
- Çevre koşulları, yoksulluk
- Sağlık bilgisi eksikliği
- Yöresel ve kültürel uygulamalar
Gebelik doğal ve fizyolojik bir süreç olmakla birlikte, gebe bir kadının hamileliği süresince vücudunda ve metabolizmasında oluşan değişiklikler kimi zaman anne ve bebek hayatını tehdit edecek hastalıklara yol açar. Bu yüzden gebelik öncesi bilinmesi gereken detaylar ve gebeliğin takibi önemlidir.
Gebeliğin planlı olması hem anne hem de bebek açısından en sağlıklısıdır; plansız oluşan gebeliklerde çeşitli risklerle karşılaşmak olasıdır. Amaç anne adayının gebe kalmadan önce saptanacak hastalıklarının tedavisi, zararlı alışkanlıklardan uzaklaşması ve gebelikte oluşabilecek risklerin azaltılmasıdır.
Gebelik öncesi bilinmesi gerekenler:
- Anne adayının yaşı (16 yaşından küçük ,35 yaşından büyük olmamak)
- Kilosu (BMI >30 un üzerinde) obezite yönünden değerlendirilmelidir. Gebelikteki ciddi risklerinden dolayı kilo verme sağlanmalıdır.
- Kan grubu RH negatif kan grubu kadın, RH pozitif erkek, kan uyuşmazlığı anlamına gelir ve bu mutlaka belirlenmelidir.
- Genetik hastalıklar yönünden sorgulanmalıdır.
- Etnik köken, Akdeniz anemisi, Orak hücre anemisi gibi hastalıkların taranması açısından önemli.
- Akraba evliliği olup olmadığı bilinmelidir.
- Ailede doğumsal hastalıklarla doğan olup olmadığı (Kistik fibrozis, fenilketonüri, kalp hastalıkları, kas hastalıkları gibi) bilinmelidir.
- Bağışıklama yönünden değerlendirilmelidir.
- Su çiçeği, kızamık, kızamıkçık geçirip geçirmediği veya aşılama yapılıp yapılmadığı bilinmelidir.
- Hepatit ,HPV, grip, tetanoz aşısı yapılıp yapılmadığı sorgulanmalı, sonrasında tetkikleri yapılıp, bağışık olmadığı hastalıklara karşı aşılanmalıdır.
- Kronik hastalıklar açısından değerlendirmelidir.
- Diyabet, Epilepsi, Hipertansiyon, Kalp hastalıkları, Karaciğer, Böbrek hastalıkları, Guatr ,Varis yönünden sorgulanmalı, tetkikleri yapılarak kontrol altına alınmalı ve gebelik süresince de takip edilmelidir.
- Kadın hastalıkları yönünden sorgulama ve muayene şarttır.
- Smear testi yapılmalıdır.
- Geçirilmiş ameliyatlar açısından sorgulama (myomektomi, sezaryen gibi) yapılmalıdır.
- Doğum kontrol yöntemi kullanıp kullanmadığı (oral kontraseptif, rahim içi araç gibi ) saptanmalıdır.
- Cinsel yolla bulaşan enfeksiyon açısından sorgulama ve muayene yapılmalı , varsa tedavi edilmelidir.
- Daha önce gebe kalamama sorunu yaşayıp yaşamadığı sorgulanmalıdır.
- Gebelik ve doğum yönünden sorgulama yapılmalıdır.
- Daha önceki gebelik ve düşükleri olup olmadığına bakılmalıdır.
- Eğer daha önce doğum yapmış ise, doğumun şekli (normal doğum, sezeryan), haftası, kilosu, cinsiyeti, yaşı bilinmelidir.
- Doğum sonrası sorun yaşayıp yaşamadığı sorgulanmalıdır.
- Alışkanlıklar, ilaçlar ve allerji yönünden sorgulamadır.
- Sigara, alkol kullanımı sonlandırılmalı ya da çok azaltılmalıdır.
- Beslenme alışkanlıkları yönünden değerlendirilmeli (kafein tüketimi azaltılmalı, çiğ et yeme bırakılmalı), vejeteryan beslenenlerde protein alımı önerilmelidir.
- Folik asit desteğine başlanmalıdır (Beyin, omurilik anomalilerini önlemek amacıyla).
- Kullanılan ilaçlar yönünden sorgulama yapılmalıdır (Epilepsi ilaçları değiştirilebilir, antidepresan ilaçlar, sivilce için kullanılan ilaçlar kesildikten 2-3 ay sonra gebelik planlanabilir).
- Anemi ve vitamin eksiklikleri yönünden sorgulanmalı ve gerekli tetkikler yapılarak eksiklikler tamamlanmalıdır (Demir eksikliği, B12 vitamini, D vitamini gibi).
- Duygusal geçmiş ve aile içi şiddet yönünden sorgulanmalıdır. Bilinen psikiyatrik tedavi ve destek durumu var mı sorgulanmalıdır.
Gebelikte aile içi istismar, erken dönemde aşırı gebelik kusmaları nedeni olabildiği gibi erken doğum, kanama, hipertansiyon gibi sorunları artırmaktadır. Sağlıklı anne ve bebek,sağlıklı toplumların temelini oluşturur.

Mevsim Geçişlerinde Sağlığınıza Dikkat Edin!
Mevsim Geçişlerinde Sağlığınıza Dikkat Edin!
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) sağlığı biyo, psiko, ve sosyal iyilik hali olarak tanımlar. Bu üç maddeden herhangi birinde oluşan bozukluk sağlık sorunlarına ve hastalıklara neden olur. Mevsim geçişleri döneminde oluşan sıcaklık farkları, nem, güneş ışınlarının etkisindeki değişiklikler, hormonal değişiklikler, tüketilen besin ögelerinin değişimi, çevresel faktörlerin değişimi gibi birçok faktör sağlığımıza direk ya da in direkt etki ederek bozulmaya yol açabilir.
Bağışıklık sistemi, vücudun hastalıklara karşı savunma mekanizmasını oluşturan karmaşık bir sistemdir ve vücudumuzu yabancı ve zararlı maddelerden korur. Bu sistem, vücudumuza giren milyonlarca bakteri, mikrop, virüs, toksin ve parazitlere karşı korunmak için düzenlenmiştir. Mevsim geçiş dönemlerinde oluşan ısı değişimleri, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve vücut direncinde düşmeye yol açan tüm faktörler nedeniyle bir çok mikroorganizma kaynaklı hastalık ve salgın ortaya çıkabilir. Özellikle virüs ve bakteri kaynaklı bu hastalıklar kendini çoğu zaman solunum yolu enfeksiyonları olarak gösterir. Grip, nezle, mevsimsel allerjik rinit, tonsillit, farenjit, larenjit, sinüzitler, bronşit, bronşiolit, astım, kronik bronşit, bronşiektazi, koah gibi bir çok solunum yolu hastalığı mevsim geçişlerinde özellikle de bahar döneminde yoğun bir şekilde muzdarip olduğumuz hastalıklardır. Solunum yolu hastalıkları en sık karşılaşılanları nezle ve griptir. Halk arasında nezle ya da tıp dilinde nazofarenjit denen burun akıntısı, burun tıkanıklığı hafif boğaz ağrısı, kırgınlık gibi şikayetlerle seyreden hafif seyirli hastalık tablosundan kırgınlık, kas ağrısı, terleme, bulantı kusma, 40C’ yi bulan yüksek ateşle seyreden ve çalışma hayatımızda iş gücü kayıplarına yol açan tablolarla kaşıımıza çıkmaktadır. Bu viral veya bakteriyal enfeksiyonlar çoğu zaman salgına dönüşerek insandan insana bulaşabilme yetisindedir.
Korunmak için hasta bireylerin hasta olmayan bireylerle direk temastan (tokalaşma, öpüşme, ortak kullanılan malzemelerin başkalarıyla paylaşımı) kaçınmasını ve özellikle diyetine dikkat etmesi önerilmektedir. Bu dönemlerde günlük beslenme düzenine taze sebze ve meyve eklemek, vitamin desteği yapmak ve uyku düzenine dikkat etmek büyük önem taşımaktadır. Diğer direnç arttırıcılarla birlikte C, A, E vitaminlerinin kullanımının yararlı olduğu bilinmektedir.
Mevsim geçiş dönemlerinde oluşan sıcaklık farklılıkları cilt sağlığını da etkilemektedir. Bu dönemlerde ciltte yağ ve su kaybı yaşanmakta bu nedenle ciltte hassasiyet oluşmakta ve cilt yüzeyinde kuruma, pullanma ve çatlamalar görülebilmektedir. Cildimizde kurumaya engel olmak için kremli, yağlı jeller ve sabunlar kullanılmalıdır. Cilt tipine uygun vazelin, gliserin, üre, laktik asit, hyaluronik asit içeren nemlendiriciler seçilerek özellikle banyo sonrası ve soğuk maruziyeti sonrası sık aralıklarla sürülmelidir. Cilt bakımı için sağlıklı beslenmeye özellikle vitamin antioksidanlar, mineraller, doymamış yağlar, omega-3 alımı önerilir. Bol su tüketilmesi önerilir.
Yaz aylarına yaklaştığımız şu günlerde klima kullanımına da dikkat etmek sağlığımızı korumak adına büyük önem taşımaktadır. Dışarda sıcaktan bunalarak kapalı ortamda yüksek seviyede klimaya maruz kalmak ve vücut üzerinde ani ısı değişikliği yaratmak kişiyi hasta edebilmektedir. Klima kullanırken sıcaklığı birden düşürmemek ve kademeli olarak azaltmak gerekir. Bu durum, vücudun ısı değişikliklerine adaptasyonunu kolaylaştırır. Özellikle gece uykusunda klima açıkken uyumamak; odayı serinletip gece yatmadan önce klimayı kapatmak en doğrusudur.
Mevsim geçiş etkilerini minimum seviyede yaşamak için;
- Bol su tüketmek
- Uyku düzenine dikkat etmek
- Beslenme düzenine dikkat etmek (taze sebze ve meyve tüketimini arttırmak)
- Gerektiğinde iyi bir vitamin ve mineral desteği sağlamak için gıda takviyesi almak
- Sigara ve alkolden uzak durmak
- Günlük aktiviteyi arttırmak ve düzenli spor yapmak
- Yazın açık renkli, kışları ise koyu renkli ve hava dolaşımına izin veren giyecekleri tercih etmek
- Kapalı ortamları iyi havalandırmak ve temiz tutmak yararlı olacaktır.

Prostat Büyümesi 40 Yaş Üstündeki Erkekleri Tehdit Ediyor!
Prostat Büyümesi 40 Yaş Üstündeki Erkekleri Tehdit Ediyor!
40 yaşın üzerindeki erkekleri etkisi altına alan prostat büyümesi, vücudun hormonal dengesinin değişmesi sonucu ortaya çıkar. Erkeklerde sık idrara çıkma, kesik kesik idrar yapma, idrarı tutamama ve benzer şikayetlerin prostat bezinin büyümesi Tanfer Hastanesinde tedavi edilmektedir.
Prostat nedir?
Prostat, bir salgı bezidir. İdrar kesesinin hemen altında bulunur ve penis ucuna kadar devam eden idrar yolunun başlangıç kısmının etrafını sarar. Bu salgı bezinin ana işlevi, meninin sıvı kısmını oluşturmaktır.
Prostat büyümesi erkeklerde hangi yaşlarda görülür?
Genelde 40 yaşından sonra erkeklerde meydana gelen hormonal değişikliklerden sonra büyüme başlar. 50 yaşın üzerindeki her erkeğin yılda bir kere prostat muayenesi olması gereklidir.
Büyümüş bir prostatın belirtileri nelerdir?
Büyümüş bir prostat idrar yolunu sıkıştırarak idrarın akışını zorlaştırabilir. Ayrıca;
- Sık idrara çıkma
- İdrar akımında zayıflama
- Ani ve engellenemeyen idrara çıkma hissi
- İdrar akımında sorunlar ve kesilmeler
- İdrar kesesinin tam olarak boşaltılamaması
- İdrar yapmak için ıkınma ve zorlama
- İdrar yaparken ağrı veya yanma gibi belirtiler de vardır.
Prostat büyümesi tanısı nasıl konulur?
Prostat büyümesi ile ilgili tanı ilk olarak ultrason ile konulur. İyi ya da kötü huylu olup olmadığını ayırt etmek için ise PSA denilen kan tahlili gereklidir. Son olarak da doktor tarafından muayene yapılmalıdır.
Lazer Tedavisi nedir?
Yüksek güçlü bir lazer enerjisi iletilerek prostat dokusu hızlı bir şekilde ısıtılır ve dokunun buharlaştırılması sağlanır. Bu işleme, büyümüş prostat dokusu ortadan kaldırılana kadar devam edilir. Doğal idrar akışı sağlanmış olur ve idrarla ilgili yakınmalar çoğu hastada kısa sürede hafifletilir. lazer sistemi, en gelişmiş ve en güçlü Green Light lazer sistemidir. Bu sayede eskisine göre daha büyük prostat dokusu daha kısa sürede tedavi edilebilmektedir.
Lazer Tedavisinin avantajları nelerdir?
Daha az yan etki, daha kısa süreyle sondalı kalma, daha az ağrı ve hastanede daha kısa süre yatış gibi avantajları vardır; Kanama riskinin düşük olması (başka problemlerinden dolayı antikoagülan denilen kan sulandırıcı kullanan hastalarda ilaçlarını kesmeden uygulanabilen), idrar akımında hızlı iyileşme, %1’den az oranda ereksiyon (sertleşme) bozukluğuna sebebiyet veren ve günlük aktivitelere hızlı dönüş sağlaması etkili ve uzun ömürlü bir tedavi olması.

Box Teknik Soru Cevap
Box Teknik Soru Cevap
Çene Kemiği Erimesinde Mucize Tedavi
Diş eti iltihabı, uzun süreli protez kullanımı, diyabet gibi sorunlar sebebiyle
eriyen çene kemiği, devrim niteliğindeki Box Teknik yöntemiyle yeniden
yapılıyor. Dünyada yalnızca 5 klinikte uygulanan bu yöntem Türkiye ‘de
Tanfer Klinik uzmanlığıyla uygulanmaktadır.
Çene kemiği erimesi uzun zamandır tedavisi mümkün olmayan ve kişilerin
yaşam kalitesini düşüren bir sorundu. Çünkü çene kemiğinde erime olan kişilere
diş protezi yapılamadığı gibi, implant tedavisine de olanak sağlamıyordu.
Dolayısıyla genetik, yanlış beslenme, ağız hijyeninde eksiklik gibi birçok
sebepten kaynaklanan diş kayıplarının yerine yenisi yapılamıyor ve bu da sağlık
konusunda pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor, kişilerin yaşam kalitelerinde
büyük bir düşüşe sebep oluyordu.
Tüm bunlar Box Teknik yöntemiyle artık geride kaldı. Box Teknik ile çene kemiği
eriyen kişilere önce yapay çene yapılıyor, ardından da implant yöntemiyle eksik
olan dişler tamamlanıyor. Box Teknik ile yapay çene uygulaması dünyada
yalnızca beş ülkede yapılıyor. Amerika, Peru, İtalya ile birlikte Türkiye- İstanbul
da bu beş ülkeden biri. Ağız ve Çene Cerrahı Dr. Nihat Tanfer Box Teknik
yöntemini dünyada başarıyla uygulayan doktorların başında geliyor. Öyle ki,
derdine deva arayan sayısız hasta, Balkanlar’dan, Avrupa’dan ve hatta
Avusturalya gibi dünyanın diğer bir ucundan bile kalkıp İstanbul’a, Dr. Nihat
Tanfer’e gelerek tedavi oluyor ve yeniden gülebilmenin mutluluğuyla ülkelerine
geri dönüyorlar.
Çene Kemiği Neden Erir?
Dr. Tanfer, çene kemiğinin erimesinin başlıca nedenlerini şöyle özetliyor;
“Ağzının bir bölgesindeki diş veya dişlerini uzun zaman önce kaybetmiş
kişilerde, rezorbsiyon yani kemik dokusunda erime gerçekleşir. Eriyen kemik
dokusu bazen estetik sorunlar oluştururken, implant operasyonları için kemiği
yetersiz hale sokar ve hatta çeşitli sağlık problemlerine de zemin hazırlar. Uzun
zaman hareketli protez kullanan hastaların çene kemiklerinde erime görülür.
Travmaya bağlı olarak da çene kemiğinde kayıp olabilir. Diş eti iltihabı olan ve
diş eti hastalığı ilerlemiş hastalarda da dişi çevreleyen kemikte rezorbsiyonlar
görünür. Ayrıca diyabet de çene kemiği erimesine sebebiyet verebiliyor.”
Kaybolan Çene Kemiği Yeniden Yapılabilir mi ?
Evet , Hayvan kaynaklı kemikler özel tekniklerle laboratuar ortamında insan
kemik dokusuna uygun hale getirilir. Kaybolan çene kemiği bölgesine cerrahi bir
operasyonla absorbe olabilen PLA ( polilaktik asit) plakaları yerleştirilir, plakların
arasına hayvan kemiğinden elde edilen özel kemik greftleri ve aynı seansta
implantlar yerleştirilir.Kaybolan çene kemiğinin içerisine cerrahi bir operasyon
ile yerleştirilir.
Box teknik ile kaybolan çene kemiği nasıl yeniden yapılıyor ?
Box Teknik yönteminde, kaybolan kemik dokusu üç boyutlu olarak yeniden
yapılıyor.Dişlerini yıllar önce kaybetmiş ve protez kullanamayacak hale gelmiş
kişilere bile yıllar sonra yeniden sabit protez yapılabilir.Yöntem halen beyin
cerrahisi ve ortopedide kullanılmaktadır.Bu yöntemde ; eriyebilen ve doku ile
uyumlu polilaktik asit plakaları çene kemiğine yerleştirilir.Daha sonra hayvan
kemiğinden elde edilen kemik greftleriyle doldurulur.Bu uygulamadan altı ay
sonra sağlıklı kemik dokusu elde edilir.ve Hasta implant ile yeni dişlere sahip
olur.
Ne tür kemik kullanıyorsunuz ?
Sığır , Dana ve atların bacak kemikleri belli işlemlerden geçiriliyor.Sterilize
edilip kemik bankalarında korunuyor
Neden daha önce bu şekilde çene kemiği yapılamıyor du ?
Bundan öncede kemik yöntemleri uygulanıyordu ama box tekniğini
diğerlerinden üstün kılan şey ; hastanın vücüdunun başka bir bölgesinden kemik
alınmasına gerek kalmaksızın üç boyutlu kemik onarımının sağlanmasıdır.
Dünyada kimler bu tekniğin öncülüğünü yapıyor ?
Bu yöntem Amerika’da uygulanmaya başlanmış sonra ,İtalya’da geliştirilmiştir.
Bu teknik sadece implant yapılırken mi kullanılıyor ?
Hayır , Dişeti hastalığı nedeniyle dişlerinin etrafında kemik kaybı olmuş kişilerde
de uygulanıyor.
Hasta ne kadar zaman sonra yeni dişlerine kavuşuyor ?
6 ila 8 ay arasında… Operasyon sonrasında çeneye buz uygulanması sıcak
gıdalarla beslenilmemesi ve sigara içilmemesi gerekir.
Box teknik diş hekimliğine yeni bir katkı sağlayacak mı ?
Evet, özellikle kadınlarda 35 yaşından sonra çene kemiklerinde önemli sorunlar
olabiliyor.Diş eti hastalıkları sonucu da ortaya çıkan kemik erimeleri ; yüz
kaslarında çökmelere , çizgilere ve kırışıklıklara yol açılıyor.Bu operasyon estetik
diş hekimliğinde önemli bir aşamayı da kat ettiğimizi gösteriyor.
İnsanın çene kemiği neden kaybolur ?
Yanlış diş fırçalama ve diş ipi kullanımı bu soruna neden olabilir.İlk başta diş
etlerinde kanama ile diş eti iltihabı gelişir.Bu basit iltihap tedavi edilmezse ,
zamanla dişlerin etrafını saran kemik dokusu etkilenir ve çene kemiğinde
erimeler olur.
Ayrıca diş çekimlerinden sonra da çene kemiğinde erime meydana
gelebilir.Kötü yapılmış köprü protezlerinin bakımları da ihmal edilirse çene
kemiklerinde önemli ölçülerde kayıplar yaşanabilir.Öte yandan uzun yıllar
damaklı protez kullananlarda da kemik kayıplarına rastlanır.
Box Teknik Hangi Hastalara Uygulanabilir?
- Çene kemiğinde yaygın kemik kaybı olanlar,
- Uzun yıllar boyunca total protez kullanmak zorunda kalanlar,
- Geçirdiği bazı operasyonlar sonucunda kemik kaybı yaşayanlar,
- Bazı dişlerin çekilmesi sonucu kemik seviyesinin istenilen boyuta,
gelememesi nedeniyle estetik kaygı taşıyanlar, - Çene kemiği yapılandırılmadan implant uygulanamayacak kişiler.
Yeni Dişler İdeal Büyüklükte olacak
Dişlerini eskiden yaptırmış bazı sanatçılarda rastladığımız aşırı büyük dişler,
Box teknik ile doğal bir görünüme kavuşabilir mi ?
Evet , Kavuşabilir.Bu teknik sayesinde kaybolan kemik dokusu yeniden yerine
geldiği için , yeni yapılacak dişler de çok doğal olacaktır.50’li yaşlardan sonra
çok sayıda diş kaybının olduğu hastalarda çene kemiklerinin yok olması ,
hastanın protezlerini eskisi gibi kullanmasını engelliyordu.Buna bağlı olarak
porselen dişlerde çok iri ve büyük kalıyordu.Box teknik ile kaybolan kemikler
yerine konduğu için , dişlerin büyüklükleri de ideal ölçülerde olacak.
Operasyon ne kadar sürüyor ?
Operasyon süresi vakaya göre değişiyor.İtalya’da yaptığımız çalışmalarda
yaklaşık iki saat sürmesine rağmen , Türkiye’de yaptığımız ilk operasyon 50
dakika sürmüştü.
Hasta aynı gün işine ve sosyal hayatına dönebilir mi ?
Evet hastanın aynı gün işine ve sosyal hayatına dönmesine engel olan hiçbir
durum yoktur.Az miktarda ödem oluşma olasılığı vardır.Ancak genel anestezi
altında yapılan tüm çene rejenerasyonlarında hastanın bir gece hastanede
istirahat etmesi uygundur
Geçen 3 sene boyunca kaç hastada Box teknik tedavisi uygulandı ?
3 sene içinde 135 ve üzeri hastada başarı bir şekilde uygulanmış ve sonuçları
son derece başarılıdır.
Bu mutluluk vaat eden operasyon sonrası hastalarınız nasıl tepkiler veriyor?
Gerçekten, hekimliğin en güzel tarafı bu hastaların tedaviden sonraki
mutluluğunu görmek ve bundan haz almaktır.
Bir hastam ‘ bana yüz nakli yapsaydınız, ancak bu kadar mutlu olurdum; çünkü
tüm doktorlar bana sabit diş yapılamayacağını söylemişti, bunu siz başardınız ‘
dedi. Böyle ve benzeri ifadelerin beni ve ekibimi nasıl duygulandırdığını
anlatamam.

Sertleşme Bozukluğu SON DEĞİL!
Sertleşme Bozukluğu SON DEĞİL!
Sertleşme bozukluğu son yıllarda erkeklerde adını sıkça duyduğumuz bir hastalıktır. Her ne kadar yaşın ilerlemesine bağlı olarak ortaya çıktığı bilinse de artık gençlerde de görülebilen bir sağlık sorunudur. Gelişen teknoloji ile birlikte insan ömrünün uzaması erkeklerde sertleşme bozukluklarını da beraberinde getiriyor. Sertleşme bozukluğu hastalığı hakkında çok sayıda bilinçlendirme kampanyalarının yapılması insanların hastalıklarını dile getirmesi konusunda cesaretlendiriyor
“Sertleşme bozukluğu erkeğin tatmin edici bir cinsel ilişki için sürekli veya yinelenen yeterli penil sertleşmeyi en az 3 ay süreyle oluşturamaması ve/veya sürdürememesi durumudur. Tanı testleri, cinsel eşin ifadeleri tanıda yardımcı olsa da kişinin kendi ifadeleri esas alınır. Sertleşme bozukluğu yaşlanma sürecinin doğal bir sonucu olarak toplumun büyük kesimi tarafından kabullenilir. Epidemiyolojik çalışmalarda 40-70 yaş arasında %25-36 arasında orta ve ciddi düzeyde (tedavi gerektiren düzeyde) sertleşme bozukluğu görüldüğü rapor edilmiştir. Temel olarak organik ve psikojenik olmak üzere 2 ikiye ayrılır Kalp-Damar hastalıklar, egzersiz eksikliği, obezite (aşırı şişmanlık), sigara içiciliği, yüksek kolesterol ve metabolik sendrom genel risk faktörleridir. Diyabet (şeker hastalığı), yüksek tansiyon, kronik böbrek yetmezliği, kronik prostatit gibi alt üriner sistem hastalıkları, nörolojik kronik hastalıklar uzun süre bazı ilaçların kullanımı kronik uyuşturucu kullanımı, kronik alkolizm, psikolojik ve psikiyatrik sorunlar, hormonal bozukluklar olarak sayılabilir. Yaşlanma süreciyle hormonal, nörojenik (sinirsel) ve vasküler (damarsal) yaşlanmaya bağlı fizyolojik sınırlar içinde sertleşmede azalma oluşması görülebilir. Ancak orta ve ciddi düzeyde bir sertleşme bozukluğu mutlaka tıbbi olarak değerlendirilmelidir. Tedavide 3 basamak vardır. 1. basamakta oral (ağızdan kullanılan) PDE5İ (Fosfodiesteraz 5 inhibitörleri) hapları veya vakum cihazları kullanımı, 2. basamak penise ciltten intrakavernozal ilaç enjeksiyonu (aynı anda ağızdan ilaç kullanımı veya vakum cihazı ile kombine edilebilir) kullanımıdır. Bu iki basamak cerrahi dışı tedavi olarak kabul edilir. Bu iki basamak tedaviden cevap alınmaması ve hastanın uygun olması durumunda cerrahi tedavi (penil protez takılması) olan 3. basamak tedavi uygulanır.
SERTLEŞME BOZUKLUĞUNDA PROTEZ KULLANIMI
Sertleşme için kullanılan ilaç̧ tedavilerine cevap vermeyen veya mevcut sertleşme bozukluğu problemlerine kalıcı bir çözüm isteyen hastalar için cerrahi olarak penil protez yerleştirilmesi uygun bir tedavi seçeneğidir. İki tip penil protez mevcuttur: bükülebilir (semi-rigid), şişirilebilir (2 veya 3 parçalı). Çoğu hasta, doğala daha yakın ereksiyonlar sağladığı için 3 parçalı şişirilebilir protezleri tercih ederken, 2 parçalı şişirilebilir protezler daha az mekanik problem çıkarması ve uygulanması kolay olması dolayısı ile tercih edilebilir. 3 parçalı penil protez için bahsedilen parçalar; korpus kavernozum içine yerleştirilen bir çift şişirilebilir silindir, skrotum (hayalar etrafı) bölgesine yerleştirilen bir pompa ve alt karın bölgesine (idrar torbasının önüne veya yanına) yerleştirilen bir rezervuardan oluşmaktadır. 2 parçalı da ise karın bölgesine yerleştirilen rezevuar bulunmaz. Bükülebilir protezler ise sadece penis içine yerleştirilen, sadece bükülebilme özelliği olan bir çift silindirik yapıdan oluşurlar ve uygulandıklarında peniste sürekli bir sertlik sağlarlar. Bükülebilir protezler daha çok ileri yaşta ve daha az cinsel ilişkiye giren hastalar için uygulanmaktadır.
Protez ameliyatları sertleşme bozukluğu tedavileri içinde en yüksek oranda hasta memnuniyeti sağlayan (% 70-87) tedavi seçenekleri arasındadır.
Penil protez implantasyonu sonrası oluşabilecek ana iki komplikasyon, enfeksiyon (% 1-3) ve protezde meydana gelebilecek mekanik arızadır (%5’ten az). Enfeksiyon geliştiğinde protezin çıkarılması gerekebilir. Böyle bir durumda 6-12 ay sonra tekrar protez takılabilir.”

Vejeteryan ve Vegan Beslenme
Vejeteryan ve Vegan Beslenme
Vejetaryen beslenme, son yıllarda Türkiye ve Dünya’da gün geçtikçe yaygınlaşmakta olan, bitkisel kaynaklı beslenmenin temelini oluşturduğu, bir yaşam tarzı, bir hayat felsefesi olarak benimsenen ve etik bir yaklaşım olarak kabul edilen bir beslenme şeklidir. Vejetaryen ise, hayvansal kaynaklı besinleri, kırmızı et çeşitlerini, kümes hayvanlarını, deniz ürünlerini, süt ve sütten yapılan ürünleri, yumurtayı ve bu besinleri içeren ürünleri sınırlı miktarda tüketen veya hiç tüketmeyen kişidir. Vejetaryen bireylerin bu tip beslenme şeklini tercih etme nedenleri bakıldığında sağlıklı beslenme, ekonomik sebepler, dini inançlar, hayvan kesiminin önüne geçme, etik sebepler, dünyadaki açlık sorunları, ekolojik kaygılar gibi nedenler yer almaktadır.
Vejetaryen diyetler, düşük seviyelerde doymuş yağ, kolesterol ve hayvansal protein içerirken, yüksek seviyelerde karbonhidrat, diyet lifi, magnezyum, folik asit, C ve E vitaminleri, karotenoidler ve fitokimyasallar gibi antioksidanlar içermesi ile insan sağlığına birçok yarar sağlamaktadır.
Vejetaryen diyet türleri bireyin yeme alışkanlığına ve tüketilen ürün çeşidine göre pek çok sınıfa ayrılmaktadır.
Vejetaryen diyetlerin obezite, tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, kemik sağlığı, kanser gibi birçok sağlık üzerine etkileri vardır.
Kırmızı et tüketimi, iskemik kalp hastalığı ve bazı kanser türleri gibi çeşitli kronik hastalıklar için artan risk ile ilişkiliyken, vejetaryen diyetin temel besin bileşenlerini oluşturan meyve ve sebzelerin, baklagillerin, rafine edilmemiş tahılların ve kabuklu yemişlerin bol miktarda tüketilmesi bazı durumlarda daha uzun ömür ve birçok kronik dejeneratif hastalık için daha düşük bir risk faktörü ile ilişkilendirilmektedir. Tip 2 diyabetli bireylerde vejetaryen diyetlerin tüketiminin HbA1c’de anlamlı bir azalma sağladığı bulunmuştur. Aynı zamanda bitkisel kaynaklı besinlerin tüketimi de bireylerde kilo kontrolüne yardımcı olmaktadır. Özellikle vejetaryen beslenme, bilinen kalp hastalığı veya kalp hastalığı riski taşıyan kişilerde, kardiyovasküler risk faktörlerinin iyileştirilmesinde ve kardiyovasküler olayların azaltılmasında büyük bir rol oynamaktadır. Ayrıca bitkisel kaynaklı besinlerin uzun zamandan beri kansere karşı korumada etkili olduğu düşünülmektedir ve vegan diyetin daha düşük bir kanser insidansı ile ilişkili olduğu belirtilmektedir.
Vejetaryen bireylerin günlük alınması gereken bazı makro ve mikro besin öğelerini, protein, demir, çinko, B12 vitamini, D vitamini, omega-3 yağ asitleri gibi yeterli miktarlarda alıp almadıkları ile ilgili soru işaretleri vardır.
Balık ve balık yağları kalp damar sağlığını koruyucu etki gösteren EPA ve DHA içermektedir ancak EPA ve DHA alımları vücut tarafından sentezlenemediği ve dışardan alınması gerektiği için veganlarda alımı hemen hemen hiç yoktur. Veganlar, DHA içeren mikroalg takviyelerinden ve DHA takviye edilmiş gıdalardan DHA alabilir ve EPA, DHA’nın vücutta geriye dönüşümünden elde edilebilmektedir. Süt ve süt ürünleri tüketmeyen veganların, diyetle önemli kalsiyum kaynakları olan badem, susam, tahin, tofu, kalsiyum takviyeli içecekler ve lahana gibi düşük oksalat içeren yeşil yapraklı sebzeler gibi uygun kaynaklardan yeterli kalsiyum elde etmelerini sağlanmalıdır. Tipik bir vegan diyet fitat açısından yüksektir bu nedenle yeterli miktarda çinko alımını sağlamak için tam tahıllar, baklagiller ve soya ürünleri gibi çinko açısından zengin gıdalar tüketilmelidir. Normal sebzelere göre 2 kat daha fazla protein içermesiyle en iyi bitkisel protein kaynaklarından olan mantar, vejetaryen bireylerin rahatlıkla tüketebileceği sebzeler arasında yer almaktadır.
Vejetaryenler ve veganlar tarafından tüm besin öğelerinin yeterli miktarda alımının olması için besin çeşitliliği sağlanmalıdır. İyi planlanmamış vejetaryen diyetler B12 vitamini düzeylerinin düşmesine yol açabilmekte ve özellikle B12 vitamini eksikliği, veganlar için potansiyel bir sorun oluşturmaktadır. Bu sebeple B12 vitamini takviyeli gıdaların veya suplementlerin kullanılması esastır. Sağlıklı ve besin değerleri bakımından yeterli ve iyi planlanmış vejetaryen diyetler, tip 2 diyabetin önlenmesi ve tedavisinde, kilo kontrolünde, metabolik ve kardiyovasküler olaylarda yarar sağlamaktadır. Uzun vadede sürdürülen bu tip beslenme şekli, sadece fiziksel sağlığa değil, aynı zamanda ruh sağlığında da istenilen şekilde gelişmeler sağlayabilmektedir.

Çene Kemiği Erimesinde Mucize Tedavi
Çene Kemiği Erimesinde Mucize Tedavi
Diş eti iltihabı, uzun süreli protez kullanımı, diyabet gibi sorunlar sebebiyle eriyen çene kemiği, devrim niteliğindeki Box Teknik yöntemiyle yeniden yapılıyor. Dünyada yalnızca 5 klinikte uygulanan bu yöntem Türkiye ‘de Tanfer Klinik uzmanlığıyla uygulanmaktadır.
Çene kemiği erimesi uzun zamandır tedavisi mümkün olmayan ve kişilerin yaşam kalitesini düşüren bir sorundu. Çünkü çene kemiğinde erime olan kişilere diş protezi yapılamadığı gibi, implant tedavisine de olanak sağlamıyordu. Dolayısıyla genetik, yanlış beslenme, ağız hijyeninde eksiklik gibi birçok sebepten kaynaklanan diş kayıplarının yerine yenisi yapılamıyor ve bu da sağlık konusunda pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor, kişilerin yaşam kalitelerinde büyük bir düşüşe sebep oluyordu.
Tüm bunlar Box Teknik yöntemiyle artık geride kaldı. Box Teknik ile çene kemiği eriyen kişilere önce yapay çene yapılıyor, ardından da implant yöntemiyle eksik olan dişler tamamlanıyor. Box Teknik ile yapay çene uygulaması dünyada yalnızca beş ülkede yapılıyor. Amerika, Peru, İtalya ile birlikte Türkiye- İstanbul da bu beş ülkeden biri. Ağız ve Çene Cerrahı Dr. Nihat Tanfer Box Teknik yöntemini dünyada başarıyla uygulayan doktorların başında geliyor. Öyle ki, derdine deva arayan sayısız hasta, Balkanlar’dan, Avrupa’dan ve hatta Avusturalya gibi dünyanın diğer bir ucundan bile kalkıp İstanbul’a, Dr. Nihat Tanfer’e gelerek tedavi oluyor ve yeniden gülebilmenin mutluluğuyla ülkelerine geri dönüyorlar.
Çene Kemiği Neden Erir?
Dr. Tanfer, çene kemiğinin erimesinin başlıca nedenlerini şöyle özetliyor; “Ağzının bir bölgesindeki diş veya dişlerini uzun zaman önce kaybetmiş kişilerde, rezorbsiyon yani kemik dokusunda erime gerçekleşir. Eriyen kemik dokusu bazen estetik sorunlar oluştururken, implant operasyonları için kemiği yetersiz hale sokar ve hatta çeşitli sağlık problemlerine de zemin hazırlar. Uzun zaman hareketli protez kullanan hastaların çene kemiklerinde erime görülür. Travmaya bağlı olarak da çene kemiğinde kayıp olabilir. Diş eti iltihabı olan ve diş eti hastalığı ilerlemiş hastalarda da dişi çevreleyen kemikte rezorbsiyonlar görünür. Ayrıca diyabet de çene kemiği erimesine sebebiyet verebiliyor.”
Kaybolan Çene Kemiği Yeniden Yapılabilir mi ?
Evet , Hayvan kaynaklı kemikler özel tekniklerle laboratuar ortamında insan kemik dokusuna uygun hale getirilir. Kaybolan çene kemiği bölgesine cerrahi bir operasyonla absorbe olabilen PLA ( polilaktik asit) plakaları yerleştirilir, plakların arasına hayvan kemiğinden elde edilen özel kemik greftleri ve aynı seansta implantlar yerleştirilir.Kaybolan çene kemiğinin içerisine cerrahi bir operasyon ile yerleştirilir.
Box teknik ile kaybolan çene kemiği nasıl yeniden yapılıyor ?
Box Teknik yönteminde, kaybolan kemik dokusu üç boyutlu olarak yeniden yapılıyor.Dişlerini yıllar önce kaybetmiş ve protez kullanamayacak hale gelmiş kişilere bile yıllar sonra yeniden sabit protez yapılabilir.Yöntem halen beyin cerrahisi ve ortopedide kullanılmaktadır.Bu yöntemde ; eriyebilen ve doku ile uyumlu polilaktik asit plakaları çene kemiğine yerleştirilir.Daha sonra hayvan kemiğinden elde edilen kemik greftleriyle doldurulur.Bu uygulamadan altı ay sonra sağlıklı kemik dokusu elde edilir.ve Hasta implant ile yeni dişlere sahip olur.
Ne tür kemik kullanıyorsunuz ?
Sığır , Dana ve atların bacak kemikleri belli işlemlerden geçiriliyor.Sterilize edilip kemik bankalarında korunuyor
Neden daha önce bu şekilde çene kemiği yapılamıyor du ?
Bundan öncede kemik yöntemleri uygulanıyordu ama box tekniğini diğerlerinden üstün kılan şey ; hastanın vücüdunun başka bir bölgesinden kemik alınmasına gerek kalmaksızın üç boyutlu kemik onarımının sağlanmasıdır.
Dünyada kimler bu tekniğin öncülüğünü yapıyor ?
Bu yöntem Amerika’da uygulanmaya başlanmış sonra ,İtalya’da geliştirilmiştir.
Bu teknik sadece implant yapılırken mi kullanılıyor ?
Hayır , Dişeti hastalığı nedeniyle dişlerinin etrafında kemik kaybı olmuş kişilerde de uygulanıyor.
Hasta ne kadar zaman sonra yeni dişlerine kavuşuyor ?
6 ila 8 ay arasında… Operasyon sonrasında çeneye buz uygulanması sıcak gıdalarla beslenilmemesi ve sigara içilmemesi gerekir.
Box teknik diş hekimliğine yeni bir katkı sağlayacak mı ?
Evet, özellikle kadınlarda 35 yaşından sonra çene kemiklerinde önemli sorunlar olabiliyor.Diş eti hastalıkları sonucu da ortaya çıkan kemik erimeleri ; yüz kaslarında çökmelere , çizgilere ve kırışıklıklara yol açılıyor.Bu operasyon estetik diş hekimliğinde önemli bir aşamayı da kat ettiğimizi gösteriyor.
İnsanın çene kemiği neden kaybolur ?
Yanlış diş fırçalama ve diş ipi kullanımı bu soruna neden olabilir.İlk başta diş etlerinde kanama ile diş eti iltihabı gelişir.Bu basit iltihap tedavi edilmezse , zamanla dişlerin etrafını saran kemik dokusu etkilenir ve çene kemiğinde erimeler olur.
Ayrıca diş çekimlerinden sonra da çene kemiğinde erime meydana gelebilir.Kötü yapılmış köprü protezlerinin bakımları da ihmal edilirse çene kemiklerinde önemli ölçülerde kayıplar yaşanabilir.Öte yandan uzun yıllar damaklı protez kullananlarda da kemik kayıplarına rastlanır.
Box Teknik Hangi Hastalara Uygulanabilir?
- Çene kemiğinde yaygın kemik kaybı olanlar,
- Uzun yıllar boyunca total protez kullanmak zorunda kalanlar,
- Geçirdiği bazı operasyonlar sonucunda kemik kaybı yaşayanlar,
- Bazı dişlerin çekilmesi sonucu kemik seviyesinin istenilen boyuta, gelememesi nedeniyle estetik kaygı taşıyanlar,
- Çene kemiği yapılandırılmadan implant uygulanamayacak kişiler.
Yeni Dişler İdeal Büyüklükte olacak
Dişlerini eskiden yaptırmış bazı sanatçılarda rastladığımız aşırı büyük dişler, Box teknik ile doğal bir görünüme kavuşabilir mi ?
Evet , Kavuşabilir.Bu teknik sayesinde kaybolan kemik dokusu yeniden yerine geldiği için , yeni yapılacak dişler de çok doğal olacaktır.50’li yaşlardan sonra çok sayıda diş kaybının olduğu hastalarda çene kemiklerinin yok olması , hastanın protezlerini eskisi gibi kullanmasını engelliyordu.Buna bağlı olarak porselen dişlerde çok iri ve büyük kalıyordu.Box teknik ile kaybolan kemikler yerine konduğu için , dişlerin büyüklükleri de ideal ölçülerde olacak.
Operasyon ne kadar sürüyor ?
Operasyon süresi vakaya göre değişiyor.İtalya’da yaptığımız çalışmalarda yaklaşık iki saat sürmesine rağmen , Türkiye’de yaptığımız ilk operasyon 50 dakika sürmüştü.
Hasta aynı gün işine ve sosyal hayatına dönebilir mi ?
Evet hastanın aynı gün işine ve sosyal hayatına dönmesine engel olan hiçbir durum yoktur.Az miktarda ödem oluşma olasılığı vardır.Ancak genel anestezi altında yapılan tüm çene rejenerasyonlarında hastanın bir gece hastanede istirahat etmesi uygundur
Geçen 3 sene boyunca kaç hastada Box teknik tedavisi uygulandı ?
3 sene içinde 135 ve üzeri hastada başarı bir şekilde uygulanmış ve sonuçları son derece başarılıdır.
Bu mutluluk vaat eden operasyon sonrası hastalarınız nasıl tepkiler veriyor?
Gerçekten, hekimliğin en güzel tarafı bu hastaların tedaviden sonraki mutluluğunu görmek ve bundan haz almaktır.
Bir hastam ‘ bana yüz nakli yapsaydınız, ancak bu kadar mutlu olurdum; çünkü tüm doktorlar bana sabit diş yapılamayacağını söylemişti, bunu siz başardınız ‘ dedi. Böyle ve benzeri ifadelerin beni ve ekibimi nasıl duygulandırdığını anlatamam.

Çene Kemiği Tedavisi ve Sonrası
Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Nihat Tanfer, çene kemiği tedavisini ve sonrası hakkında bilinmesi
gerekenleri anlattı.
“Günlük ağız bakım yöntemlerinin gerektiği gibi uygulanmaması sonucu, diş etlerinde kanamayla
birlikte iltihap oluşur. Bu basit dişeti iltihabı, tedavi edilmezse zamanla dişlerin etrafını saran kemik
dokusunu etkiler ve çene kemiğinin boyutsal olarak şekil değiştirmesine ve erimesine yol açar. Ayrıca
diş çekimlerinden sonra çene kemiğinde hızla erime meydana gelebilir. Kötü yapılmış kron köprü
protezlerinin bakımı ihmal edilirse kemikte geniş kayıplar oluşur. Uzun yıllar damaklı protez
kullananlarda da kemik kayıplarına rastlanır.”
Çene kemiği tedavisinde box tekniği
“Kaybolan kemik dokusunun yeniden oluşturulabilmesi için birtakım kemik yapılandırma yöntemleri
kullanılır. Fakat bu yöntemlerin başarısı, hastaya ve erimenin olduğu bölgeye; hatta şekline göre
değişiklik gösterir. Bu tekniklerde insan veya hayvan kaynaklı kemikler kullanılır. Bu kemikler, özel
tekniklerle laboratuvar ortamında insan kemik dokusuna uygun hale getirilir. Kaybolan çene
kemiğinin içerisine cerrahi operasyonla yerleştirilir. Bunun sonucunda kaybolan çene kemiği yeniden
yapılanır. Buna “box teknik” denir.”
Box tekniği uygulaması
“Box teknikte, kaybolan kemik dokusunun üç boyutlu olarak yeniden yapılması amaçlanır. Dişlerini
yıllar önce kaybetmiş ve çene kemiği eridiği için protez kullanamayacak hale gelmiş kişilere bile yıllar
sonra yeniden sabit protez yapılabilir. Operasyon sırasında eriyebilen, dokuyla uyumlu “polilaktik asit
plakaları” özel bir yöntemle çene kemiğine yerleştirilir. Daha sonra hayvan kemiğinden; inek, dana,
sığır veya at kemiklerinin birtakım işlemlerden geçirilmesiyle elde edilen ve kemik bankalarından
temin edilen kemik grefti ile doldurulur ve iyileşmeye bırakılır. Uygulamanın üzerinden 6 -8 ay
geçtikten sonra sağlıklı kemik dokusu elde edilir. Hasta yerleştirilen implantlarla yepyeni dişlere sahip
olur.”
Box tekniğin avantajları
“Box teknikten önce de kemik yapılandırma yöntemleri uygulanıyordu. Ancak bu tekniği üstün kılan,
hastanın vücudunun başka bir bölgesinden kemik almaya gerek kalmaksızın; üç boyutta kemik
onarımını sağlamasıdır. Daha önceki uygulamalarda kemik bloklarının stabilizasyonu arzu edildiği gibi
sağlanamıyor ve başarısız sonuçlar elde ediliyordu. Box tekniği ise kaybolan çene kemiğini mükemmel
şekilde onarır. Vücudun herhangi bir bölgesinden kemik alma zorunluluğunu ortadan kaldırır. Çeneye
implant yerleşiminin daha basit ve kolay olmasını sağlar. Üç boyutlu kemik iyileşmesi gerçekleştirir.
Kemiği tamamen iyileştirip orijinal şekline getirir. Çene kemiğini sadece fonksiyonel olarak değil,
estetik olarak da onarır.”
Kemik grefti uygulaması
Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Nihat Tanfer “Kemik greft uygulaması, çene kemiği yetersiz olan
hastaların kemik miktarını arttırmak amacıyla yapılır. İmplant tedavisinin yapılabilmesi için implant
yerleştirilecek bölgede yeterli kemik bulunmalıdır. Zaman içerisinde kırılmış veya çekilmiş bir diş varsa
ve o bölgeye herhangi bir protez uygulaması yapılmamışsa çene kemiğinde erime meydana gelir. Bu
durumda bölgeye greft ilavesi yapılarak kemik miktarını arttırmak gerekir. Kemik uygulaması
yapılacak hacim fazla değilse kemik ilavesi yapılan seansta implant da yerleştirilir. Çeşitli doğal
materyallerden elde edilmiş ve işlenerek insan kemik dokusuna uygun hale getirilmiş greft denilen
kemik granülleri hastanın çene kemiğine yerleştirilir. Yaklaşık 3- 6 aylık iyileşme süresinden sonra
kalıcı dişler (kaplamalar) kemik grefti uygulanan bölgedeki implantların üzerine takılabilir.”

Çene Kemiği Tedavisi ve Sonrası
Çene Kemiği Tedavisi ve Sonrası
Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Nihat Tanfer, çene kemiği tedavisini ve sonrası hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.
“Günlük ağız bakım yöntemlerinin gerektiği gibi uygulanmaması sonucu, diş etlerinde kanamayla birlikte iltihap oluşur. Bu basit dişeti iltihabı, tedavi edilmezse zamanla dişlerin etrafını saran kemik dokusunu etkiler ve çene kemiğinin boyutsal olarak şekil değiştirmesine ve erimesine yol açar. Ayrıca diş çekimlerinden sonra çene kemiğinde hızla erime meydana gelebilir. Kötü yapılmış kron köprü protezlerinin bakımı ihmal edilirse kemikte geniş kayıplar oluşur. Uzun yıllar damaklı protez kullananlarda da kemik kayıplarına rastlanır.”
Çene kemiği tedavisinde box tekniği
“Kaybolan kemik dokusunun yeniden oluşturulabilmesi için birtakım kemik yapılandırma yöntemleri kullanılır. Fakat bu yöntemlerin başarısı, hastaya ve erimenin olduğu bölgeye; hatta şekline göre değişiklik gösterir. Bu tekniklerde insan veya hayvan kaynaklı kemikler kullanılır. Bu kemikler, özel tekniklerle laboratuvar ortamında insan kemik dokusuna uygun hale getirilir. Kaybolan çene kemiğinin içerisine cerrahi operasyonla yerleştirilir. Bunun sonucunda kaybolan çene kemiği yeniden yapılanır. Buna “box teknik” denir.”
Box tekniği uygulaması
“Box teknikte, kaybolan kemik dokusunun üç boyutlu olarak yeniden yapılması amaçlanır. Dişlerini yıllar önce kaybetmiş ve çene kemiği eridiği için protez kullanamayacak hale gelmiş kişilere bile yıllar sonra yeniden sabit protez yapılabilir. Operasyon sırasında eriyebilen, dokuyla uyumlu “polilaktik asit plakaları” özel bir yöntemle çene kemiğine yerleştirilir. Daha sonra hayvan kemiğinden; inek, dana, sığır veya at kemiklerinin birtakım işlemlerden geçirilmesiyle elde edilen ve kemik bankalarından temin edilen kemik grefti ile doldurulur ve iyileşmeye bırakılır. Uygulamanın üzerinden 6 -8 ay geçtikten sonra sağlıklı kemik dokusu elde edilir. Hasta yerleştirilen implantlarla yepyeni dişlere sahip olur.”
Box tekniğin avantajları
“Box teknikten önce de kemik yapılandırma yöntemleri uygulanıyordu. Ancak bu tekniği üstün kılan, hastanın vücudunun başka bir bölgesinden kemik almaya gerek kalmaksızın; üç boyutta kemik onarımını sağlamasıdır. Daha önceki uygulamalarda kemik bloklarının stabilizasyonu arzu edildiği gibi sağlanamıyor ve başarısız sonuçlar elde ediliyordu. Box tekniği ise kaybolan çene kemiğini mükemmel şekilde onarır. Vücudun herhangi bir bölgesinden kemik alma zorunluluğunu ortadan kaldırır. Çeneye implant yerleşiminin daha basit ve kolay olmasını sağlar. Üç boyutlu kemik iyileşmesi gerçekleştirir. Kemiği tamamen iyileştirip orijinal şekline getirir. Çene kemiğini sadece fonksiyonel olarak değil, estetik olarak da onarır.”
Kemik grefti uygulaması
Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Dr. Nihat Tanfer“Kemik greft uygulaması, çene kemiği yetersiz olan hastaların kemik miktarını arttırmak amacıyla yapılır. İmplant tedavisinin yapılabilmesi için implant yerleştirilecek bölgede yeterli kemik bulunmalıdır. Zaman içerisinde kırılmış veya çekilmiş bir diş varsa ve o bölgeye herhangi bir protez uygulaması yapılmamışsa çene kemiğinde erime meydana gelir. Bu durumda bölgeye greft ilavesi yapılarak kemik miktarını arttırmak gerekir. Kemik uygulaması yapılacak hacim fazla değilse kemik ilavesi yapılan seansta implant da yerleştirilir. Çeşitli doğal materyallerden elde edilmiş ve işlenerek insan kemik dokusuna uygun hale getirilmiş greft denilen kemik granülleri hastanın çene kemiğine yerleştirilir. Yaklaşık 3- 6 aylık iyileşme süresinden sonra kalıcı dişler (kaplamalar) kemik grefti uygulanan bölgedeki implantların üzerine takılabilir.”
#NihatTanfer #ÇeneKemiğiErimesi #ÇeneKemiğiTedavisi #DişÇeneCerrahisi

Anal fissür (makat çatlağı) nedir?
Anal fissür (makat çatlağı) nedir?
Anal fissür, en basit tanımı ile makat bölgesinde çeşitli nedenlere bağlı olarak oluşan çatlaklardır. Bu bölgede oluşan yırtılmalar dışkılamada zorlanma ve sürekli olarak ıkınmaya bağlı olarak gelişebileceği gibi ishale yakalanan kişilerde sık dışkılama ve makat bölgesinin sürekli olarak temizlenmesine bağlı olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bölgede oluşan çatlaklar oldukça basit görünümlü olabilir, yine de bölgenin hassas yapısı nedeniyle çok şiddetli ağrılara yol açabilir. Bu ağrı, dışkılama sırasında makat bölgesine cam parçasına benzer keskin bir cismin batması gibi hissedilir. Aynı zamanda çatlağın boyutuna göre değişebilen miktarlarda kanama da söz konusu olabilir. Kabızlık nedeniyle makat bölgesinde anal fissür oluşan kişiler, yırtılmanın verdiği ağrıyı azaltmak amacıyla makat kaslarını sürekli olarak kasılı tutma ihtiyacı hisseder. Aynı zamanda her dışkılamada ağrı hissi oluştuğu için hastalar tuvalete gitmekten de kaçınır. Bu durumlar kabızlığın şiddetini arttırarak hastalığın iyileşmesi önünde engel teşkil eder. Bazı hastalarda makatta bulunan çatlak, anal kanal içerisinde daha geniş bir alana yayılmış olabilir. Bu durumda hastalığın iyileşmesi daha zor olup kabızlık ve ishale yönelik olarak alınacak önlemlerin tedavideki payı daha büyük olacaktır. Tüm bu nedenlere bağlı olarak anal fissür sorunu yaşayan kişiler mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurarak gerekli muayenelerden geçmeli ve tedavi görmelidir.
Anal fissür (makat çatlağı) tanısı nasıl konulur?
Anal fissür tanısı, uzman bir hekim tarafından yapılacak detaylı fiziki muayene ile kolaylıkla konulabilir. Gerekli görüldüğü durumlarda rektum veya kolon bölgesinin incelenmesine yönelik olarak endoskopi işlemleri de uygulanabilir. Tanının koyulması sırasında anal fissür ile karışabilen benzer makat hastalıkları mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Anal fissür vakalarının bir kısmında küçük yapılı bir memenin oluşumu söz konusu olabilmektedir. Bunlar bazı durumlarda hemoroid (basur) memesi ile karıştırılabildiğinden dikkatli olunmalıdır. Makatta çatlak ve buna bağlı ağrı şikayeti ile kliniklere başvuran hastaların detaylı olarak tıbbi öyküsü alınmalı, bağırsak düzeni sorulmalı, uzun süredir devam eden ishal veya kabızlık sorununun bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Altta yatan farklı bir bağırsak hastalığı veya sindirim sorununun tespit edilmesi halinde çatlağın tedavisine ek olarak bunlara yönelik bir tedavi planı da belirlenmelidir.
Anal fissür (makat çatlağı) tedavisi nasıl yapılır?
Makat çatlağının tedavisinde birinci basamak, kabızlık sorununun ortadan kaldırılmasıdır. Bunun için en iyi yöntem ise sağlıklı ve dengeli bir beslenme planının oluşturulmasıdır. Tam tahıllı ekmekler, bulgur, kuru baklagiller, meyve ve sebzeler ile yağlı tohumlar diyet liflerinin en iyi ve en sağlıklı kaynaklarıdır. Bu besinlerin düzenli bir şekilde beslenme planı içerisine yerleştirilmesi dışkı hacminin artırılması ve kıvamının olması gereken şekle getirilmesi açısından oldukça etkilidir. Buna ek olarak günlük olarak 2-2,5 litre aralığında su tüketimine özen gösterilmelidir. Beslenme düzenine dikkat etmesine karşın spastik kolon, bağırsak tembelliği gibi nedenlere bağlı olarak kabızlık sorunu devam eden hastalarda veya doğum sonrasında anal fissür sorunu ile karşılaşan kişilerde dışkı yumuşatıcı ilaç kullanımı önerilebilir. Ayrıca sıcak su ile yapılacak oturma banyoları, topikal krem ve pomadların kullanımı, şiddetli ağrı şikayeti bulunan kişilerde ağrı kesici ilaçların kullanımı gibi uygulamalar da makat çatlaklarının iyileştirilmesi ve çatlağa bağlı oluşan komplikasyonların azaltılması üzerinde etkilidir.
İlaç kullanımı ve beslenme düzeninin sağlanması ile erken dönemde tespit edilen anal fissürlerin büyük bir kısmı kısa bir süre içerisinde iyileştirilebilmektedir. Fakat uzun süredir devam eden, tedavi edilmemiş ve çatlak yüzeyi genişlemiş, meme oluşumu gelişmiş makat çatlaklarında cerrahi operasyon gerekebilir. İnternal sfinkteroktomi adı verilen operasyon kronik hale gelmiş anal fissürlerin tedavisinde sıklıkla tercih edilen ve makat iç kasının kesilip gevşetilmesi şeklinde uygulanan bir işlemdir. Genel veya lokal anestezi altında uygulanabilen bu işlem ile birçok kronik ilerlemiş makat çatlağı tedavi edilirken hastaların 48 saat gibi bir süre içerisinde günlük yaşamına dönmesi mümkün olabilmektedir. Aynı zamanda anal kanaldaki basıncı azaltmaya yardımcı merhemlerin kullanımı, anal fissür tedavisinde hem tek başına hem de diğer yöntemlerin yanında destekleyici olarak tercih edilebilir. Son yıllarda kullanılmaya başlanan botoks enjeksiyonu da uygun şartları taşıyan hastalarda anestezi gerektirmeksizin çok kısa bir süre içerisinde uygulanabilen bir diğer tedavi yöntemidir.
Tedavi edilmeyen makat çatlakları ilerleyerek kronikleşebilir. Bu durumda cerrahi operasyonlar genellikle tek çözüm haline gelecektir. Eğer siz de makat çatlağı sorunu yaşıyorsanız derhal bir sağlık kuruluşuna başvurarak doktor kontrolünden geçmelisiniz. Erken dönemde hastalığınıza ilişkin gerekli muayene ve tanı testlerinizi yaptırarak doktorunuzun önerileri doğrultusunda tedavi sürecinizi planlayabilirsiniz.






